Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Feylozof

Felsefe dünya sahnesine yunan kültürüyle çıkmış olmasa da, şu andaki tanımını ve çerçevesini bu dönemde oluşturmuştur. Felsefe kelimesi kökenini Yunanca “phileo”, yani peşinden koşuyorum, arıyorum ve bilgelik anlamına gelen “sophia” sözcüğünden alır. Yani filozof yada feylozof olarak adlandırılan kişi, bilgeliği arayan kişidir.

Çocukluğumdan beri felsefeye ilgi duydum. Felsefeyi felsefe olarak bilmediğim yaşlarda bile hayatımla ilgili yaptığım sorgulamalarım aslında felsefenin dipsiz sularına farkında olmadan giriş yaptığım yıllardı. Felsefeyle ilk resmi tanışmam lise yıllarımda oldu. Çok değerli felsefe öğretmenlerinden dersler aldım. Sınıfta tartışmadığımız ve üstüne düşünmediğimiz konu kalmazdı. Lakin, şu anda o yıllara baktığım zaman, felsefenin bir ders olarak öğretiliyor olmasının yanlış tarafları olduğunu görüyorum. Sorgulama yetisini yeteri kadar kullanamayan her lise öğrencisi bu derslerde öğrendiği bilgileri, felsefenin ve bilgeliğin sınırları olarak algılar. Felsefe derslerinde öğrendiğiniz bütün o akımlar, düşünceler ve -izm eki altında almış olduğunuz her bilgi aslında bilgeliğin aranması yolunda elde edilen şeylerdir, bilgeliğin kendisi değildir. Felsefe’nin yunancadaki tanımına geri dönecek olursak, filozof sadece bilgeliği arayan kişiye verilen addır. Yani bilgelik elde edilebilir birşey ise, elde edildiği anda felsefeyle uğraşmaya devam etmeye de gerek kalmaz. Halbuki Jiddu Krishnamurti’nin de dediği gibi, varmak diye bir şey yoktur, sadece öğrenmekle geçen bir yol vardır.

Her insan bir filozoftur. Filozof olabilmenin ilk şartı sorgulamaktır ve bu yetenek herkesde vardır.

*****

Bundan birkaç yıl önce çok büyük bir hayranlıkla takip ettiğim Uruguay Devlet Başkanı José Mujica’nın yayımlanan videosu, beni Helenistik Felsefenin en önemli akımlarından olan Stoacılıkla ve onun kurucusu kabul edilen Lucius Annaeus Seneca’yla tanıştırdı. Seneca’nın eserlerini okumaya başladığımda, her satırda saygıdeğer Mujica’nın düşüncelerini aradım. Bu okumalarda bulduklarım, bana beklentilerimden çok daha fazlasını sundu. Seneca bir saray filozofu ve devlet adamı olduğu için, o dönemdeki yöneticileri çok yakından gözlemleme fırsatı bulmuş ve kitaplarında da bunun üzerinde yoğunlaşmış. “Hoşgörü Üzerine-Ruh Dinginliği Üzerine” adlı kitabında şu satırlara yer vermektedir:

“…Zira bir kimse kraldan gelen güvenin bir hiç olduğu yerde kralın güvende olduğunu düşünüyorsa, yanılır; güven güvenle değiş tokuş edilmelidir. Yüksek hisarlar kurmak gerekmez, ne tırmanışı sarp tepeleri sağlamlaştırmak gerekir ne de dağlarını duvarlar ve kulelerle çevrelemek: Hoşgörü kralın açık arazide güvenli olmasını sağlayacaktır. Vatandaşların sevgisi alt edilemeyen tek savunmadır…”

Seneca bu satırlarda aslında o zamanlardan bu zamanlara kadar dünyaya gelen bütün yöneticilerin ortak sorunları üzerinde duruyormuş gibi görünür. Ancak bu paragrafta yazılanlar üzerinde derinlemesine düşünüldüğü zaman daha farklı bir yön keşfedilebilinir. Seneca’nın bu satırlarına farklı bir yorum da ben getirmek istiyorum. Seneca bu satırlarda yöneticiler üzerinde değil, zihin üzerinde durmuştur. Yönetici diye adlandırdığı kişiler, aslında zihinlerdir çünkü her zihin bir yöneticidir. Yani bu değerlendirme sadece yöneticiler için değil, herkes içindir. Yüksek hisarlar, kuleler, sarp tepeler olarak betimlenen olgular ise, zihnin insan vücudunda “kendince” güvenli bir biçimde var olabilmesi için oluşturduğu mekanizmalardır. Sanrı mekanizmalarıdır yani. Aslında bütün bunlara gerek yoktur. Hoşgörülü olmak, hoşgörü haricinde diğer erdemleri geliştirmek ise kralın vatandaşlarıyla uyum içinde yaşamasını sağlar. Sizin de tahmin edeceğiniz gibi, vatandaş diye tasvir edilen olgu aslında bizim kendi düşüncelerimizdir. Erdemi geliştirip geliştirmemek, vatandaşlarına hükmeden bir kral ile onlara hükmetmeye çalışmayan bir kral arasındaki temel farkı oluşturur. Bütün bunlar anlaşıldığı zaman, hoşgörünün kralı açık bir arazide nasıl güvende tutacağı kolayca anlaşılabilir.

Öte yandan filozof olarak adlandırılan kişi, yeryüzünde doğru şekilde kontrol edilmesi gereken tek şeyin, kendi zihni olduğunun farkında olandır. Yürüdüğü yolda ona yol gösteren tek ve en etkili aracı sorgulayabilme yeteneğidir. Bundan daha etkili bir araç arandığı zaman, ilerlenen yolda elde edilen düşüncelere kolayca tutunma isteği doğabilir. Daha yeni keşfedilen bu düşünceler bir anda inançlara dönüşür ve kişiyi, haritanın tamamen tanımsız olduğu ayrı bir sanrı sarmalına sürükler. “Felsefe sorgulamaktır” cümlesinin temel çıkış noktası da aslında burasıdır. Burada şöyle bir çelişki var: İnsanların çoğu, neredeyse tamamı, inançlara tutunarak varolurlar. İnanç derken, sadece dini bir inanç değil, her türlü inançtan bahsediyorum. Bu, ağırlık çalışırsam vücudum irileşir, kızlar bana ilgi gösterir şeklinde bir inanç da olabilir, dolunayda dilek tutarsam gerçek olur da olabilir, ibadet edersem cennete giderim şeklinde bir inanç da olabilir. Mesele bu inançların doğru yada yanlış olduğu değil, insanın aynı bir sülük gibi bu inançlara yapışıp yapışmamasıdır. Tüm bunlardan dolayı, felsefe aslında insanı tutunduğu herşeyden özgürleştirmeye çalışır. Felsefeyle uğraşan istisnasız her insanın karşılaşacağı durumdur bu. İnsana kendi varoluşunu sorgulatır ve bu inanılmaz korkutucudur. Filozof olmak, ciddi cesaret gerektirir.

Kendi yolumda ilerledikçe, zihnin ehlileştirilmesi konusunun ne kadar önemli olduğunu her geçen gün daha iyi özümsüyorum. Ancak felsefe size bu konunun sadece bir yüzünde yardımcı olabilir. Yardım edebilme şekli ise size bilgelik yolunda elde edilen şeyler üzerinden sadece doğru ‘düşünebilmeyi’ öğretmektir. Ünlü düşünürlerin yazılarında kendimizi bulmaya çalışmak, havalı cümlelere kendimizi kaptırmak, ‘hah işte aradığım buydu’ yanılgısına düşmek her zaman çok kolaydır ve çok ucuzdur. Bütün bu nedenlerden dolayı, felsefenin bilinmeyen sularında güvenli bir biçimde dolaşmaya devam etmenin tek yolu, sorgulamayı asla bırakmamaktır. Bu sorgulama , gösterişli cam vitrinlere koyup gözlerimizi ayıramadığımız düşünce ve inançlarımızı da kapsamalıdır.

Bütün bunları yapan herkes filozoftur aslında.

Sorgulamayı hiç bırakmamanız dileklerimle.